Ulit

14. KONGRE EN İYİ İKİ BİLDİRİ ÖDÜLÜNÜ KAZANAN BİLDİRİ METİNLERİ

14. KONGRE EN İYİ İKİ BİLDİRİ ÖDÜLÜNÜ KAZANAN BİLDİRİ METİNLERİ
26 Mayıs 2016 Perşembe - 457 kez okunmuş
Facebook 0 Twitter 0

Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Topluluğu ULİT tarafından 24-25 Mayıs 2016 tarihlerinde düzenlenen 14. Uluslararası Uluslararası İlişkiler Öğrenci Kongresi kapsamında ödüle layık görülen en iyi iki bildiri sahibi Armağan ÖRKİ ve İlker GÜL’ü tebrik eder başarılarının devamını dileriz.

 

TÜRKİYE’NİN AVRUPA BİRLİĞİ ÜYELİK SÜRECİNDE KİMLİK SORUNSALI[1]

Armağan ÖRKİ[2]

  1. GİRİŞ

Türkiye, uzun bir süredir ki diğer üye ve aday ülkeler göz önünde tutulduğunda en uzun süredir Avrupa Birliği’ne (AB) üye olmayı bekleyen ülkedir. Üyelik süreci boyunca çeşitli sıkıntılar ve zorlamalarla karşı karşıya kalan Türkiye ile ilgili en umutlu gelişme AB Gümrük Birliği’ne üye olması olmuş ve kamuoyunda kısa süre içinde tam üyeliğin gerçekleşeceği yönünde beklentiler filizlenmiştir. Çeşitli fasılları yerine getiren ülke, kimi konularda tamamen AB’den ayrışmaktadır. Ayrışma, kimi zaman dış politikada, kimi zaman ekonomi politikalarında olsa da, bir diğer unsur toplumun sahip olduğu kimliktir.

Çalışmada Türk toplumunun kimliği ve onu şekillendiren kültürü ve değer algılarıyla AB üyelerininki irdelenmeye çalışılmış ve bunun için sosyal inşacı kuramdan yararlanılmıştır. Her bireyin birbirinden farklı olabileceği gibi, her toplum da birbirinden farklıdır ve bu eleştirilmesi değil, övülmesi gereken bir gerçekliktir. Öte yandan değişim de kaçınılmazdır; çünkü kültür birikimlere ve deneyimlere dayanarak nesiller için yavaş, tarih için olağan bir seyirde değişmektedir. Değişim, değerlerde ve algılarda da farklılıklara yol açmakta ve toplumların birbirine daha çok yakınlaşmasını ya da uzaklaşmasını sağlamaktadır.

Yalnızca Türkiye değil, her ülkenin bir ulusal kimliğinden bahsetmek olasıdır. Konuyu önemli kılan ise, AB’nin ayrıca bir kimliğe sahip oluşudur. Sorun ise, Türkiye’nin bu üst kimliğe hazır olup olmaması ve AB’nin bu kimliği Türkiye ile ne kadar paylaşmaya istekli olduğu yönündedir. Dış politika ve diplomasi, bölgesel ve uluslararası barış ya da çıkarlar için kendi benliğinden taviz verebilecek bir rol üstlense de, aslında veto noktalarının çokluğu dikkate alındığında halk arasında “boşa kürek çekme” olarak ifade edilen durum değer kazanmaktadır.

Çalışmada, AB ile Türkiye’nin genel anlamda olmasa bile, kimlik sorunsalı üstünden farklılığı üstünde durulmuştur. Kültürel ve sosyal normlardaki farklılıklar, toplumların bütünleşmesi (entegrasyonu) yönünde ciddi bir engel olduğu için, diğer politik ve ekonomik nedenlerle birlikte ele alındığında Türkiye’nin mevcut koşullar altında AB üyesi olması olası görünmemektedir. Türkiye’nin izleyebileceği yol, kendi toplumsal çıkarları doğrultusunda AB üyeliğine odaklanmak yerine, AB’nin öngördüğü yenilikleri yaparak kalkınmasını sürdürmektir. Bu bağlamda tek kaynağı AB olmayıp çeşitli yasal uyarlamaları kendi bünyesinde harmanlaması ve kimliğine uygun yenilikler oluşturması da bir seçenektir.

  1. SOSYAL İNŞACILIK VE KİMLİK

Sosyal inşacılık, uluslararası ilişkilerde toplumun değerlerini dikkate alan ve bununla birlikte değişimin de olasılığına dikkat çeken görece yeni bir kuramdır. Çalışmada kimlik konusu ele alındığı için inşacılığa ilişkin bazı ifade ve görüşlere yer verilmesi gerekli görülmüştür. Konu kimlik yerine savaş, güvenlik, ekonomi gibi farklı bir alandan seçilmiş olsaydı, inşacılık yerine daha iyi verim sağlanabilecek başka kuramlardan yararlanılabilirdi.

2.1. Sosyal İnşacılığı Diğer Kuramlardan Ayrı Tutma

Soğuk Savaş’ta iki kutup arasındaki güç dengesi istikrar kazanınca realistlerin öngörüleri gerçekleşmemiş ve inşacılık kuramı, anarşi ve güç dengesinin anlaşılabilmesi için fikirlerin ve normların anlaşılabilmesi önermesini ortaya koymuştur. (Balkır, 2010, s. 17) Bu yeni bakış açısı kısa süre içinde uluslararası ilişkilere konu olan olay ve olguları açıklamada kullanılmaya başlanmış ve günümüz itibariyle de ilgi duyulan bir alan olmayı başarmıştır. İnşacı kuram, Avrupa kimliği, Avrupa kimliğiyle diğer kimliklerin ilişkisi gibi konularda yetkin bir bakış açısına ve araştırma olanağına sahiptir. (Kahraman, 2014, s. 107)

İnşacılık, diğer ana akım uluslararası ilişkiler kuramlarının aksine, uluslararası politikaya yön veren aktörlerin doğasını ve çevresiyle olan etkileşimlerini dikkate almaktadır. (Özkural Köroğlu, 2015, s. 74) Yani yalnızca güvenlik, bireysel özgürlük, ekonomi gibi konuları ele almasında, kapsamlı bir incelemeyi gerektirmektedir. Böylece ele alınan konunun görünen kısmı dışında, onun oluşmasında etken olan diğer konulara kayıtsızlığı kabul etmemektedir. Uluslararası sistemdeki aktörlerin çıkarlarına göre değil, “sosyal olarak inşa edilmiş kurallara, normlara, uygulamalara ve kimliklerine uygun hareket ettikleri” savunulmaktadır. (Karacasulu, 2014, s. 115)

İnşacılığı toplumların değer algıları konusunda diğer uluslararası ilişkiler kuramlarından ayrı tutulmasını sağlayan özelliklerinden biri kimlik ve çıkar arasında bir bağ kurmuş olmasıdır. Çıkarların temelinde kimliklerin olduğunu ve bu yüzden de çıkarların kimliklere bağlı bulunduğunu savunmaktadır. (Kaya, 2015, s. 108) Kuram ayrıca, Özkural’ın (2015, s. 76) belirttiği üzere kimliğin değişken olduğunu; çünkü dil, din, etnik köken, coğrafya, gelenekler gibi unsurların kimlik üstünde etkin olduğunu kabul etmektedir. Kısacası yapılandırma sürecinden bahsedilmektedir ve bu süreç içinde bir birey değil, bireyler etkindir ve toplum içindeki eylemleriyle sürecin inşasını sürdürmektedirler. (Karacasulu, 2014, s. 114)

2.2. Ulusal Özgünlük: Kimlik

AB’nin Avrupa kimliği uluslarüstü bir özelliktedir. Anadolu’nun yakın siyasal geçmişindeyse buna benzer bazı girişimler doğrudan Osmanlı yönetimi tarafından benimsenmiştir. Osmanlı’nın dağılma devresinde sırasıyla Osmanlıcılık, Ümmetçilik ve Türkçülük akımları gelişmiştir. Osmanlıcılık, gayrimüslimlerin ve Türk olmayanların ülkeden ayrılmasını önlemek için Fransız İhtilali’nin getirdiği milliyetçiliğe karşı geliştirilmiş, Ümmetçilik ise Osmanlıcılık başarısız olduğunda Müslüman tebaanın aynı nedenlerle ayrılmasını önlemek için ortaya çıkmıştır. Osmanlıcılık, Avrupa kimliği gibi uluslarüstü bir yapıdadır; çünkü zaten çıkış noktası da Balkanlar’da yaşayan farklı etnik kökendeki toplumların milliyetçi duygularla bağımsızlık arayışına girmesini önlemeye yöneliktir. Bu politikanın başarısızlığı ardından, Kuzey Afrika ve Arap Yarımadası ile Ortadoğu’nun geri kalan bölgelerindeki Müslümanların bir arada tutulabilmesi için Ümmetçilik fikri ortaya çıkmıştır. Beklenen gelişmeler yaşanmadığındaysa Türkçülük fikri elde kalmıştır.

Türkiye’nin kuruluşundan bugüne dek bir ulusun bir başkasından üstün tutulduğuna ilişkin devlet eliyle bir girişim yapılmamıştır; ancak ABD vatandaşlarının tümünün kendisine Amerikan veya tüm Fransa vatandaşlarının kendisine Fransız demesi gibi, kurucu toplumun tümüne Türk denmiş ve yerelde farklı özelliklerin genel olarak korunması sağlanabilmiştir. Bazı istisnai durumlar olsa da, toplumun geneli birlikte bir kimliği paylaşabilmekte ve yerelde ayrıca kendi değerlerine de sahip çıkabilmektedir.

  1. AVRUPA BİRLİĞİ VE TÜRKİYE: KİMLİK SORUNSALI

Bu bölümde, AB’nin ve genel olarak üye ülkelerin kimliklerine ilişkin bilgiler verilmiştir. Sunulan bilgiler ışığında karşılıklı etkileşim ve tepkinin boyutu ele alınmıştır.

3.1. Avrupa Birliği Kimliği

AB, ekonomik bütünleşmesini tamamlamış, uluslararası ilişkilerin henüz tek örnek modelidir. Bu sürecin sonunda siyasal bütünleşmesini tamamlarsa da bir başka benzeri günümüz koşullarında bulunmayacaktır. Tam siyasal bütünleşme, üye ülkelerin her vatandaşının, önceden aynı para birimini kullandığı bireylerle yurttaş olacağı anlamındadır. Bu, uyum konusunda bir takım soru işaretleri barındıran bir konudur; çünkü yakın tarihte üye ülkelerin birbirlerinin vatandaşları konusunda bazı tedirgin edici gelişmeler yaşanmıştır. İngiltere’nin Leh işçilere dönük politikaları en güncel örnek olarak bulunmaktadır. (Day ve Bingham, 2015) Geçmişte, nasyonal sosyalist veya faşist partilerin egemen olduğu ve kendilerinden olmayan topluluklara çok zor zamanlar geçirttikleri de göz önünde bulundurulmalıdır. Bunların devamı gibi görünen kimi oluşumların hâlen varlıklarını sürdürdükleri de çeşitli haberlere yansımıştır.

AB, geniş bir coğrafyada, farklı din, mezhep, etnik köken ve dil sahibi olan bireylerin oluşturduğu bir yapılanmadır. Bu da, üye ülkelerin kendi kimliklerinin durumunu akla getirmektedir. Özkural (2015, s. 81) AB’nin kendi yapısındaki içsel çözümü şöyle açıklamıştır:

“AB sui generis yapısı ile tüm bu kimliklerin üzerinde olan yeniden yapılandırılmış bir kimlik inşa sürecidir. Dolayısıyla AB, uluslarüstü özelliği sayesinde bu kimliklerin üzerinde bir kimlik anlayışına sahiptir.”

Her ne kadar istisnalar kimi zaman basına yansıyor olsa da, gerçekten de görünür de AB içindeki toplumlar arası bir sıkıntı yaşanmamaktadır. Açıkça bir sıkıntı yaşanmamasının ardında biri bilimsel, diğeri kuşkucu iki nedenden bahsetmek olasıdır.

İlk neden olarak kimliklerin çoğulluğu olarak tanımlanan, toplumun bir aidiyetinden vazgeçmeden, koşulların uygunluğu ölçüsünde diğerini de besleyebilmesidir. (Erdenir, 2014, s. 627) Bu, toplumların hem kendi ulusal kimliklerini taşıyabilmeleri, hem de AB kimliğine sahip olabilmeleri anlamına gelmektedir.

Kuşku barındıran ikinci varsayım ise gözleme dayalıdır: Toplumların risk ve tehdit algılarının da ayrıca incelenmesi genel bir kanı oluşturulmasını sağlayabilir. Soğuk Savaşın bitimine dek komünizmden çekinen Batı dünyası, 2000’li yılların başından günümüze dek İslam’la bağdaştırılan konuları gündemine almıştır. El Kaide ve ardından IŞİD, İslam’a olan bakışı şiddet, terör ve savaş gibi etiketlere maruz bıraktığı için, AB genelinde de kendi iç uyuşmazlıklarından öte, bu iki figürün oluşturduğu algı kalmış olabilir. Öyle ki Arap Baharı’nın Suriye’de etkili bir iç savaşa dönüşmesiyle milyonlarca kişinin ülkesinden kaçması, AB’ye ulaşan bir takım güruhun da toplu tecavüz gibi infial yaratan olaylara karışması AB toplumunun bu yönde endişelenmesini normalleştirmiştir.

AB, her ne kadar siyasal yazında şahsına münhasır bir özellik taşısa da, toplumların sahip oldukları kimlikler de öyledir. Kimliği yalnızca dil, din ve etnik köken oluşturmadığından, bunda söz konusu ülkenin tarihinden gelen gelenekleri, alışkanlıkları ve değerleri bulunduğundan farklılıkların olması kaçınılmazdır.

Geçmişten günümüze dek inşa edilen sosyal yaşam ve onun normları, ülke toplumları arasında farklar oluşturmuş olsa da, AB’nin uluslarüstü kimliği bunu bir derece perdelemeye elverişlidir. Kimlikle ilgili endişeler, yalnızca yeni adaylara dönükte değildir. Zira AB içinde de bu kuşkuculuk bulunmuştur. Örneğin olası bir siyasal bütünleşmede ulusal egemenliğin kaybına dönük endişeler, ortak Avrupa kimliğinin oluşturulması çalışmalarıyla İngiltere’de bir dönem yükselmiştir ve en azından strateji olarak değerlendirilmiştir. (Özkural Köroğlu ve Yüksel Çendek, 2015, s. 200) Norveç’in İsveç siyasi egemenliğine ve Danimarka kültürel hegemonyasına karşı şekillenen ve tarihinden ötürü politik bağımsızlığı savunan siyasal kültürü, AB üyeliğine ilişkin 1990’lı yıllarda yapılan halkoylamasında ret sonucu çıkmasında etkili olmuştur. (Balkır, 2010, s. 92) Yine Balkır’ın (2010, s. 93) aktardığı üzere, İsviçre’nin tarafsızlık kararı ve AB’ye katılmaması da kendi tarihinden günümüze dek şekillenen siyasal kültürüyle ilgilidir.

AB, oluşup oluşmadığı yönünde henüz net olmayan bir kimliği savunmaktadır. Buna ek olarak ülkelerinde en azından kendi stratejileri doğrultusunda öne sürdükleri ulusal kimlikleri bulunmaktadır. Bu iki kimlik siyasal düzlemde çakışmaya elverişli olup AB dışı bir unsur devreye girdiğinde örtüşmektedir. Bunda, paylaşılan ortak değerlerin yanı sıra, siyasetçilerin toplumlarından edindikleri normlar doğrultusunda aldıkları kararlar da etkilidir. Ayrıca AB kimliğinin yönetimsel, ülke kimliğinin milliyetçi duyguya hitap etmesinin ya da bir başka ifadeyle AB kimliğinin uluslarüstü, ülke kimliğinin ise ulusal bir yansıma etkisinin bulunduğu da vurgulanmaya değerdir.

3.2. Karşılıklı Etkileşim ve Tepkiler

Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin neden tam üye olamadığıyla ilgili çeşitli çalışmalar mevcuttur. Bu çalışmaların bir kısmı fasıllar ve reel politikle ilgili olsa da, bir kısmı inşacılığın işaret ettiği noktaları irdelemiştir. Bu çalışmalarda inşacılıkla bağlantılı olarak öne çıkan konular tarih, din ve etnik kökenle ilgili olmuştur. Bu üç ana başlık birbiriyle dolaylı da olsa ilintilidir. Ayrıca sözde Ermeni soykırımı, Kıbrıs, Yunanistan’la ilgili kıta sahanlığı ve hava sahası gibi sorunlarda bu konularla ilişkilendirilmeye uygun konumdadır.

Karşılıklı etkileşim ve bakış açısı göz önünde bulundurulduğunda, AB’nin 11 Eylül saldırıları sonrasında İslam’a ve inananlarına karşı temkinli olduğu anlaşılmıştır. (Yolcu, 2008, s. 110) Bu kaygılı tutum, Suriye İç Savaşı’yla palazlanan IŞİD tehlikesi ve mültecilerle birlikte toplum genelinde de somutlaşmış ve Türkiye’ye dönük eleştiriler de olmuştur. Siyasal kurumlardan yapılan eleştiriler Türk hükumetine dönük olsa da, karşıtlık din ekseninde Türkiye’yi de zor durumda bırakmıştır.

İslam’la ilgili Türkiye’nin yarattığı izlenim görece yeni olsa da, daha köklü olan sorun tarihsel süreçte bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa kıtasında 400 yılı aşkın elinde bulundurduğu topraklara karşın, ancak 1856’da Paris Kongresi’nde kendisini bir Avrupa devleti olarak kabul ettirebilmiştir. (Yolcu, 2008, s. 102) Tarih, bu zorlu süreçte taraflar arasında cereyan eden birçok savaşa tanık olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nda da, onu izleyen Türk Bağımsızlık Savaşı’nda da İngiltere, Yunanistan, Fransa gibi ülkelerle karşı karşıya gelinmiştir.

Günümüzde güçlenmekte olan ırkçılık akımları, Avrupa’da yabancı karşıtlığı olarak sunulmaktadır; ancak yabancıdan kasıt, o ülkenin vatandaşı olmayanlar değil, ziyadesiyle Ortadoğu, Afrika, Uzakdoğu gibi bölgelerden gelenleri ifade etmektedir. Bu varsayımın temeli ise yapılan saldırı ve gösterilerdir. Aynı varsayım, daha önce doğrudan alıntıyla belirtilen AB’nin uluslarüstü bir kimlik inşa sürecine de işaret etmektedir. Bu yaklaşımın olumsuz sonucu, AB üyesi olmayan ülke vatandaşlarının ötekileştirilmesidir.

Öne çıkan sorunların bir kısmının makul gerekçelere dayandırılmadığı ve AB içindeki yüksek sayıdaki veto noktalarının herhangi birinden rahatlıkla döndürülebileceği de savunulmaya uygundur. Örneğin 2016 yılındaki mültecilerle ilgili Türk vatandaşlarının bazı AB ülkelerine vizesiz giriş yapabilmesi olanağı, herhangi bir ülke tarafından herhangi bir gerekçeyle rahatlıkla geri çevrilebilir. 2000’li yıllarda filizlendirilen Türkiye’ye yönelik imtiyazlı ortaklık fikri de, AB ekonomisinin lokomotiflerinden olan Almanya, Fransa gibi ülkelerce savunulmuş ve gerekçelerde de “Türkiye’nin farklı kimliği” üstünde durulmuştur. (Yolcu, 2008, s. 188)

Temeli tartışmalı olan bu sorunlar incelenirken, yalnızca Türkiye ve benzerlerinin farklı durumları değil; Avrupa’nın da kendince kabul ettiği farklılığı göz önünde bulundurulmalıdır. Pan-Avrupacılık, kendi kültürünü eski Yunan düşünce sisteminden başlayarak Roma hukukuna ve Hristiyanlık dinine bağlamış ve bu üç değer üstünde şekillendiğini savunmuştur. (Erdenir, 2014, s. 628) Bu yaklaşım örgütçe günümüzde kabul görmese de, kültürün, yani kimliğin hızlıca değişmediği, yazında ve yasadan kaldırılsa bile sosyal yaşamdan kaldırılamayacağı bilinmektedir.

  1. SONUÇ

Seçimle işbaşına gelen siyasal aktörlerin toplumlarının normlarına uygun eylemlerde bulunarak tekrar seçilebilmesi isteği bir gerçeklik olarak kabul edildiğinde, yabancı karşıtlığı veya çalışmaya konu edinilen Türkiye’nin AB üyesi yapılmaması normal karşılanmaktadır. Türkiye’nin AB üyesi olamama yolunda yalnızca ötekileştirilenlerden biri olması değil, aynı zamanda başkaca unsurlarda bulunabilir. Anlaşılacağı üzere, inşacı kuramın da vurguladığı şekliyle hiçbir unsur tek başına bir sorunu ya da olguyu açıklamaya yeterli değildir. Türkiye’nin önünde duran fasıllara ek olarak, bunlarla doğrudan veya dolaylı olarak ilgili olabilecek kimliğiyle ilgili de sıkıntılar bulunmaktadır.

Türkiye’nin sahip olduğu değerleri, kültürü, yani kimliğini değiştirmesi beklenemez. Aynı şekilde böyle bir beklenti AB’ye de yöneltilemez. Değişim, kendiliğinden, belirsiz bir süreçte gerçekleşebilir. Etkileşim, toplumların birbirlerine olumlu ya da olumsuz şekilde bakmalarına neden olabilir. Etkileşimin getirdiği değişim Türkiye’de de, AB’de de görülmektedir. Günümüz koşulları itibariyle, AB’nin uluslarüstü kimliği ile Türkiye’nin ulusal kimliği arasında açık bir fark bulunmaktadır. Sosyal yaşamı birbirinden ayıran bu farklılıklar, henüz Türkiye ile AB’nin bütünleşmeye hazır olmadığı anlamında yorumlanabilir.

Böyle bir sonuca dayanarak Türkiye’nin AB ile olan ilişkilerini askıya alması veya durdurması da doğru olmayacaktır. Türkiye’nin önünde, ikili ilişkilerini canlandırmaya yönelik seçenekler olduğu gibi, iyileştirme politikaları bağlamında kendi iç dinamikleriyle yenilikler ve yasal değişiklik ve düzenlemeler yapması yönünde bir engel bulunmamaktadır. Kısacası, Türkiye kısa ve orta vadede AB üyeliği yerine, AB yasa ve yönetmeliklerini kendisine odak noktası seçebilir ve kendisini, gerek gördüğü alanlarda geliştirebilir.

 

KAYNAKÇA

Balkır, C. (2010) Uluslararası Ekonomik Bütünleşme. İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi.

Day, M. ve Bingham, J. (2015) Polish Workers in UK Consider Strike Over Anti-immigrant Rhetoric. Erişim: The Telegraph, http://www.telegraph.co.uk/news/uknews/immigration/11783297/Polish-workers-in-UK-consider-strike-over-anti-immigrant-rhetoric.html

Erdenir, B. (2014) Avrupa Kimliği. B. Akçay ve İ. Göçmen (Der.) Avrupa Birliği: Tarihçe, Teoriler, Kurumlar ve Politikalar. (623-639) (2. bs.) Ankara: Seçkin.

Kahraman, S. (2014) Avrupa Bütünleşmesi Kuramları: 1980 Sonrası. B. Akçay ve İ. Göçmen (Der.) Avrupa Birliği: Tarihçe, Teoriler, Kurumlar ve Politikalar. (87-114) (2. bs.) Ankara: Seçkin..

Karacasulu, N. (2014) Uluslararası İlişkilerde İnşaacılık Yaklaşımları. T. Arı (Der.) Postmodern Uluslararası İlişkiler Teorileri 2. (105-123) Bursa: Dora.

Kaya, S. (2015) Türk – Rus İlişkilerinde Pragmatik Ortaklığın Sınırları: Güvenlik, Tarih ve Kimlik Ekseninde Bir Analiz. S. Turan ve N. Özkural Köroğlu (Der.) Uluslararası İlişkilerde Teoriden Pratiğe Güncel Yaklaşımlar. (105-132) Bursa: Dora.

Özkural Köroğlu, N. (2015) Konstrüktivist Yaklaşım Bağlamında Avrupa Komşuluk Politikası Örnek Olayının Analizi. S. Turan ve N. Özkural Köroğlu (Der.) Uluslararası İlişkilerde Teoriden Pratiğe Güncel Yaklaşımlar. (105-132) Bursa: Dora.

Özkural Köroğlu, N. ve Yüksel Çendek, S. (2015) Toplumsal Güvenlik, Kimlik, Bütünleşme Bağlamında Avrupa Şüpheciliği: Cameron Dönemindeki Avrupa Şüpheciliğinin İçerik Analizi. Akademik İncelemeler Dergisi, 10(2), 191-216.

Yolcu, S. (2008) Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne Entegrasyonunu Engelleyen Faktörler Üzerine Bir İnceleme. Yüksek lisans tezi, Trakya Üniversitesi, Edirne.

[1] Bildiri, “21. Yüzyılın Değişen Dinamikleri ve Avrupa Birliği: Fırsatlar, Riskler ve Tehditler” konulu Ege Üniversitesi 14. Uluslararası İlişkiler Öğrenci Kongresi’nde (24-25.05.2016) sunulmuştur.

[2] Trakya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler ABD Doktora Programı Öğrencisi.

 

 

 

 

Brexit ve Sonuçları Bağlamında AB Projesinin Geleceği

ÖZET

İlker GÜL[1]

Avrupa Birliği’nin temel yapıtaşlarının sarsıldığı son yıllarda, bu sürecin belirleyici faktörlerinden en önemlileri arasında sayabileceğimiz Birleşik Krallık’ta yaşanacak olan AB referandumu, hem Britanya’yı, hem de Avrupa Birliğini tümden etkileyecektir. İngilizce’deki Britain ve Exit sözcüklerinin birleşiminden meydana gelen Brexit sözcüğü, karşıladığı anlam itibariyle hem günümüzde yaşanan olayları, hem de yakın geçmişteki olguları kapsamaktadır. Bu sebepten, Birleşik Krallık AB referandumunu irdelerken çok yönlü bir süreç gözden geçirilmelidir.

Avrupa Birliği üyesi ülkelerden biri olan Birleşik Krallık’ın AB kurumsal yapısının geleceğine nasıl bakacağına karar verecek olan referandum, hem ülke içinde hem de dışında büyük tepki ve eleştirilere yol açmıştır. Bu tepkiler kamuoyuna Brexit yanlısı ve karşıtı görüşler olarak yansımış ve halk kararını halen tam olarak verememiştir. 23 Haziran 2016’da yaşanacak referandumun ardından Avrupa Birliği yeni bir döneme girecektir. Brexit’in Britanya iç politika dengesine yansımaları özellikle Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’nin başı çektiği aşırı sağın yükselişi olarak karşımıza çıkmakla beraber, Birlik çapındaki sağ partilerin yükselişi yeni bir AB şüpheciliği dalgası oluşturma potansiyelini açığa çıkarmaktadır. Bunun dışında Brexit, Britanya’nın yalnızlaşmasına ve Kıta Avrupası üzerindeki etkisinin kırılmasına da yol açabilecek sonuçlar doğurma ihtimalini de beraberinde getirmektedir. Entegrasyon sürecine de darbe vurma ihtimaline sahip olan Brexit’in sonucunda ulusal para birimlerinin yükselişi ve bunun bir sonucu olarak Euro bölgesinin erimesi gibi ihtimallerin de üzerinde durulmaktadır.

Sunum tüm bu konuları detaylı bir şekilde inceleyebilmek adına yedi parçaya ayrılmıştır. İlk bölümünde Brexit’in genel bir tanımı yapılarak sözcüğün neleri karşıladığına değinilecektir. Aynı bölüm içerisinde kavramın Birleşik Krallık’ın Avrupa Ekonomik Topluluğu’na girdiği 1973 yılından günümüze seyri incelenecektir. İkinci bölümde günümüzde Brexit’in seyrine değinilecektir. Bunun ardından Britanya içerisinde referandumun sosyal, ekonomik ve politik tarafları irdelenecek ve görüşleri üzerinde durulacaktır. Partilerin her birinin kendine has görüşleri ve bu görüşler etrafında toplanmış kitlelerin oluşturduğu partiler üstü baskı grupları bulunduğundan dolayı taraflar ve görüşler üzerinde durulması çok önemlidir. Bu düşünceler beş adet basit fakat belirleyici soru sorularak ve yanıtlanarak açıklanacaktır. Dördüncü olarak tarafların sahip olduğu görüşlerin kamuoyuna yansımaları 2010-2016 arası yapılmış olan tüm anketlerin sonuçları incelenerek belirlenecektir. Sonrasında uluslararası düzeyde Brexit hakkında söylenen önemli demeçler üzerinde durularak bazı önemli kişi ve kuruluşların görüşleri değerlendirilecektir. Altıncı bölümde Avrupa Birliği’nin üye ülkeler ve kendi bürokratik yapısı ölçeğinde konuya nasıl yaklaştığına bakılacak ve son olarak Brexit sonrası Britanya’nın ve Avrupa Birliği’nin geleceği hakkındaki olasılıklar değerlendirilecektir. Referandumun sonucunda Britanya’nın Avrupa Birliği’nden çıkma ya da kalma kararı alması statükoyu tam anlamıyla korumayacağından karşımızda yepyeni bir Avrupa olacaktır. İki sonuç için de sayısız ihtimal bulunmakla beraber, sunumda bu ihtimallerin bazı önemli örnekleri üzerinde durulacaktır.

Anahtar sözcükler: Brexit, Avrupa Birliği, Schengen, Euro Bölgesi, lobi, anket, referandum

 

Brexit ve Sonuçları Bağlamında AB Projesinin Geleceği

Metnimizde ilk olarak Brexit’in genel bir tanımını yaparak sözcüğün neleri karşıladığına değineceğiz. Ardından Ardından bu görüşün Avrupa Ekonomik Topluluğu’ndan bu yana gelişimine ve yakın tarihine inecek ve son yıllarda Brexit’in seyrini ve anket sonuçlarını değerlendireceğiz. Britanya içerisinde hangi tarafın ne gibi görüşlerin arkasında durduğuna bakacak ve dünyadaki önemli kuruluş ve liderlerin Brexit hakkındaki görüşlerini irdeleyeceğiz. Bunun dışında Avrupa Birliği ölçeğinde konuya nasıl yaklaşıldığını ve ne gibi önlemler alındığını inceleyecek ve son olarak Brexit’in doğurabileceği sonuçları yorumlayacağız.

Brexit’in Geçmişi

Brexit, Britain ve Exit sözcüklerinin birleşimi olan, Birleşik Krallık’ın Avrupa Birliğinden çıkıp çıkmayacağının belirleneceği referanduma verilen genel addır. 23 Haziran 2016’da gerçekleşecek bu referandum, geçmişi itibarıyla sadece birkaç ay ile sınırlı değil, uzun dönemlere yayılan bir sürecin sonucu olarak gerçekleşen bir olaydır. Brexit’i Birleşik Krallık’ın Avrupa Ekonomik Topluluğu’na katıldığı yıl olan 1973’e kadar götürebiliriz. Öncesinde Fransa’nın boş koltuk vetosu yüzünden Topluluğa katılamayan Krallık, özellikle De Gaulle’ün 1969’da görevinden çekilmesinin ardından başlayan müzakereler sonucunda 1973’de topluluğa katılmıştı. Krallığın kendi istediği bir politika olan bu süreç, başlarda pürüzsüz ilerlemiş olsa da ülke aleyhine bazı durumların yaşanmaya başlamasıyla çeşitli şüpheler doğurmaya başlamıştı. Bu şüphelerin en önemli sebebi özellikle Topluluğun Ortak Tarım Politikasının sonuçlarından kaynaklanan sorunlardı. Kara Avrupası’ndaki yüksek yiyecek fiyatlarına karşılık Britanya’nın o dönemde kendine yetebilecek tarımsal faaliyetleri ve nispeten ucuz bir yiyecek fiyatlandırması bulunmaktaydı. Ayrıca Britanya’da tarım, ortak bir politikaya geçecek kadar büyük bir alan veyahut sorun teşkil etmemekteydi. Bu yüzden topluluğun götürüleri getirilerinden çok olmaya başlamıştı.

Zaten De Gaulle yönetimindeki Fransa’nın Britanya’nın üyeliğine karşı çıkmasının asıl sebebi buydu. De Gaulle Britanya ile Kara Avrupası’nın ekonomik çıkarlarının genel ekseriyetle birbirine uyuşmadığı ve özellikle ortak tarım politikalarının Britanya tarafından baltalanacağını düşünüyordu.

Şüphelerin sonucu olarak özellikle İşçi Partisinin bu konudaki talepleri üzerine Britanya 1975’in Nisan ayında ülke çapında bir referandum yapılması kararı alındı.  75 Referandumunda birazdan günümüz referandumunda değineceğimiz olayların benzerini yaşadı. En önemli iki parti olan Muhafazakâr Parti ve İşçi Partisi referanduma tek ses olarak gitmediler. Her ne kadar partilerin sahip olduğu genel bir görüş olmuş olsa bile, parti yetkilileri farklı görüşler öne sürdüler.

Referandum da şu soru sorulmaktaydı: “Birleşik Krallık’ın Avrupa Topluluğunun (Ortak Pazar) bir parçası olarak kalmasını istiyor musunuz?” Bu soruya İşçi partisinin özellikle sol kanadı hayır, istemiyoruz şeklinde yanıt verdi. Buna karşılık iktidardaki işçi partisi genel olarak evet, istiyoruz cevabını sundular. Bunun dışında özellikle yeni işbaşına gelen Margaret Thatcher yönetimindeki Muhafazakâr parti de evet oyu vereceklerini açıkladı. İşte burada bir gariplik ortaya çıkıyor: Gidilen referandumda hem iktidar hem de muhalefet aynı şeyi destekliyor. Burada gerçek muhalefet, partilerin genel politikaları değil, bu partilerin kendi içlerinden çıkan sesler olmuştur.

Referandum öncesinde iki partinin yanı sıra büyük işadamları ve 1 kanal haricinde ana akım medya toplulukta kalmayı desteklediğinden, referandum kampanyaları “EVET” ağırlıklı yürümüştür.

Referandumun sonucunda halkın yaklaşık %68’i toplulukta kalma lehine, %32’si ise topluluktan çıkma lehine oy vermiştir. Bu referandum sonucunda her ne kadar topluluğa olan güven tazelenmiş olsa da, henüz yeni girilmiş olan bir topluluğa karşı, topluluk lehine bunca propaganda olmasına rağmen %32’lik bir muhalefet olmuş olması düşündürücüdür.

Bunun dışında 1983 seçimlerinde İşçi Partisi Topluluk aleyhine bir kampanya yürütmüş ve iktidarda olmaları halinde Topluluktan çıkma sözü vermiştir. İşçi Partisi’nin Tatcher’ın Muhafazakâr Partisi karşısında hezimete uğramasının sonucu olarak bu düşünce tekrar askıya alınmıştır.

1994 yılında, tek amacı Birleşik Krallık’ın AB’den çıkması olan Referandum Partisi kurulmuş ve 1997 seçimlerinde iktidara gelerek bu amaç gerçekleştirilmek istenmiştir. Fakat seçimlerde sadece %3 oy alarak hiçbir milletvekili kazanamadıklarından dolayı diledikleri referandum gerçekleşmemiş ve parti kapanmıştır.

Günümüzde Brexit’in Seyri

Son yıllarda özellikle Yunanistan’da patlak veren Euro bölgesi krizinin dalga dalga yayılan etkilerinin oluşturduğu ekonomik darboğaz, Doğu Avrupa’nın AB ve Schengen bölgesine girmesinin ardından birçok işçinin Avrupa’nın çeşitli yerlerinde çalışmaya başlamaları ve Suriye İç Savaşından kaçan sığınmacılar gibi çeşitli sebepler Britanya’da 1970’lerdeki taleplerin tekrar gün yüzüne çıkmasına neden oldu. Krallık bu tarz tartışmaların başladığı dönemlerde özellikle İskoçya Bağımsızlığı ve son günlerde patlak veren Panama Papers gibi sorunlarla da yüzleşmekteydi. Avrupa Birliği aleyhindeki tartışmaların gittikçe alevlenmesi üzerine her ne kadar daha önce böyle bir şeyi desteklemiyor olsa da, 2013 yılında Başbakan David Cameron, eğer partisi 2015 yılında tekrar iktidar olursa Britanya’nın Avrupa Birliği’nde kalmasını sağlayacak daha iyi koşullar yaratmak adına müzakerelere başlayacağını ve 2017’ye kadar referanduma gidileceğinin sözünü verdi. Muhafazakâr Parti’nin 2015 seçimlerini beklenmeyen bir üstünlükle tamamlamasının ardından David Cameron verdiği sözü tutacağını, fakat referandumun aynı dediği gibi ilk olarak AB ile yapılacak olan müzakerelerin sonrasında gerçekleşeceğini belirtti. Seçimlerden sonra Avam Kamarasında sadece İskoç Ulusal Partisi referandumun aleyhine oy verdi.

Tabii ki akla Avrupa Birliğinden nasıl çıkılabilir şeklinde bir soru gelebilir. Buna 2009 öncesi ve sonrası şeklinde iki farklı cevap verebiliriz. 2009 öncesinde Avrupa Birliği ya da öncüllerinden çıkmanın herhangi bir prosedürü bulunmamaktaydı. Avrupa Birliği ve Öncüllerinin üyelerinin topraklarından ayrılmalar yaşanmıştır. Bunlara örnek olarak 1962’de Fransa’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan eden Cezayir’i ve 1982’de Topluluktan çıkan Grönland’ı verebiliriz. 2009 Lizbon Anlaşmasında birlikten ayrılmak için bir prosedür oluşturulmuştur. Buna göre, Birlikten ayrılmak isteyen bir devletin bu durumu Avrupa Konseyi’ne bildirmesinden itibaren Konsey ve ilgili devlet arasında müzakereler başlar. Herhangi farklı bir karara varılmaması halinde bildiriden iki sene sonra Avrupa Birliği’nin hükümleri o ülkede geçersiz olur ve ülke Birlikten ayrılır.

O zaman artık Brexit’i kimin destekleyip, kimin karşı çıktığına bir bakalım. Ülkede iki farklı kampın iki büyük organizasyonu bulunmakta: Avrupa Birliği’nden çıkmak isteyenler “Vote Leave” adı altında, kalmak isteyenler ise “Britain stronger in Europe” adı altında birleştiler. Bu iki resmi grubun dışında Brexit lehine 2 büyük grup daha oluşturulmuştur. Bunlar “Leave.EU”, ve “Labour Leave” adlı organizasyonlardır. Bunun dışında İşçi Partisi’nin AB lehine kendine has “Labour in for Europe” adlı bir organizasyonu da bulunmakta. Biz en büyük ve resmi gruplar üzerine yoğunlaşalım.

AB Yanlıları

Britain Stronger in Europe: Birleşik Krallık Seçim Komisyonu tarafından AB lehine oluşturulan resmi kuruluş olarak belirlenmiştir. Resmi kuruluşların diğer kuruluşlardan farkı, bütçelerinin daha büyük bir üst sınıra sahip olmasıdır.

Labour in for Europe: İşçi Partisi’nin kurduğu AB yanlısı gruptur. Özellikle Paris saldırılarından sonra Avrupa’nın bir kalmaya eskisinden daha çok ihtiyacı olduğunu vurgulayan grup, çalışanların haklarının AB’de kalarak iyileştirilebileceğini savunmaktadır.

Brexit Yanlıları

Vote Leave: Birleşik Krallık Seçim Komisyonu tarafından Brexit lehine oluşturulan resmi kuruluş olarak belirlenmiştir.

Business for Britain: Vote Leave grubuyla birlikte çalışmaktadır. 500’ün üzerinde iş adamını içermektedir.

Labour Leave: Brexit’i destekleyen İşçi Partililerin oluşturduğu organizasyon.

Leave.EU: Vote Leave’ın rakip grubudur. Vote Leave ile farklı hedef kitlelere sahip olduklarını belirtmektedirler. Resmi kuruluş olarak seçilmek istenmiş fakat başaramamışlardır. An itibariyle 720.000 üyesi bulunmaktadır.

Grupları incelediğimizde partiler üstü ve karma organizasyonlar olduğunu görmekteyiz. Peki, hangi parti neyi destekliyor? İşte bu durum biraz karışık. Birçok ülkenin aksine, Britanya’da bu tarz referandumlarda partiler her ne kadar genel hükümlerini belirtiyor olsalar da ideolojik bölünmeler yaşayabiliyorlar.

En güçlü parti olan Muhafazakâr Parti, parti görüşü olarak tarafsız kalınacağını açıkladı. O yüzden Muhafazakâr Parti’yi bireyler açısından incelememiz gerekir. Parti Lideri David Cameron, AB’de kalmayı destekliyor. Parti vekilleri ise neredeyse yarı yarıya bölünmüş durumda. İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn her ne kadar özellikle 90’lı yıllarda AB’nin kapitalist bir kuruluş olduğundan dolayı birlikten çıkılması gerektiğini savunuyor olsa da, bu referandumda AB’de kalma kararı aldı. Bu kararı da parti içerisinde bazı tepkilere yol açtı. Özellikle İşçi Partisi içerisindeki Eurosceptic kanat Corbyn’e karşı çıkarak Corbyn’in eski görüşlerinin aleyhine davrandığını ve bunun yanlış olduğunu belirttiler. Buna karşın İşçi Partisi’nin durumu Muhafazakârların durumu gibi değil. Parti genel ekseriyetle AB taraftarı. Öyle ki Parti’nin 231 vekilinin 213’ü Partinin resmi organizasyonu olan “Labour in for Britain’a” üye. İşçi Partisi sözcüsü bu konuda Partinin pozisyonunun belli olduğunu, bu pozisyonun Britanya’nın milli çıkarları ve çalışan insanların çıkarları olduğunu; bunların da Avrupa’da kalmakla gerçekleşebileceğini belirterek kampanyalarını buna göre düzenleyeceklerini söyledi. Bunun dışında ülke içindeki diğer üç büyük parti olan İskoç Ulusal Partisi, Yeşiller ve Liberal Demokratlar da AB lehine desteklerini açıkladılar.

Brexit isteyen en büyük siyasi parti ise UKIP, Yani Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi. 1993’de kurulmuş olan bu parti, en başından itibaren Eurosceptic görüşlere sahip, ayrıca sağcı ve göçmen karşıtı faaliyetleriyle bilinen bir oluşumdur. Özellikle Euro bölgesi krizi ve Suriyeli sığınmacılar krizinden sonra silik bir parti olmaktan çıkarak Britanya’nın güçlü partileri arasında giren UKIP, referandumda bu konuda ağırlığını koymaktadır. Son 5 yılda oyunu %1’den %13’e çıkarak UKIP, şu an Muhafazakârlar ve İşçi Partisinden sonra 3. Büyük parti konumundadır. Aldığı oyların yarısını eskiden Muhafazakâr Parti’ye oy verenlerden elde eden parti, gelecekte Muhafazakârların da başını ağrıtacağa benziyor. Bunun dışında yine muhafazakâr kanattan gelen Londra Belediye Başkanı Boris Johnson’da Brexit lehine görüş bildirmiştir.

Ekonomi devlerinin Brexit konusunda neler düşündüklerini de inceleyelim. Shell, British Telekom, HSBC ve Vodafone gibi yerel kuruluşlar ve Britanya’da büyük fabrikaları bulunan Ford ve BMW, kesinlikle Birlik’te kalınması gerektiğini, birlikten çıkılırsa belirsizlikten ötürü büyük sorunlar yaşanabileceğini savundular. Ryanair, Unilever, Hitachi, Airbus gibi şirketler de AB’de kalınması taraftarı açıklamalarda bulundular. Buna karşılık Toyota ise Birlikten çıkılıp çıkılmamasının faaliyetlerinde herhangi bir değişik yaratmayacağını belirtti.

Britanya Ticaret Odalarının 2013’ün Mart ayında 4387 şirketle yaptığı araştırmaya göre şirketlerin %18’i AB’den tamamen ayrılma taraftarı, %33’ü ayrılma taraftarı olmakla beraber serbest ticaretle ilgili müzakerelerin yapılması gerektiğini düşünmekte fakat buna rağmen yine bu insanların da içinde olduğu %60’lık bir kesim ise ayrılmanın “işlerini zedeleyebileceğini” düşünüyor.

Tarafların Görüşleri Neler?

Brexit’i ya da Birliği savunan kişi ve grupların kendilerine has argümanları var. O zaman bu argümanları ortaya çıkaracak bazı sorular üzerine yoğunlaşalım:

1.     Britanya’nın Avrupa Birliğinden çıkması halinde kullanabileceği başka uygun bir seçenek var mı?

Brexit tarafına göre evet var. Onlara göre Avrupa’nın bir parçası olmak ve ekonomisinden yararlanmak için AB’nin bir üyesi olmaya gerek yok. Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi’ne göre Norveç, İzlanda ve İsviçre bu konuda çok iyi örnekler teşkil etmekteler. Parti, bu devletlerin AB üyesi olmadıklarından tarım, balıkçılık, adalet ya da içişleri gibi konularda AB’nin prangası altında olmamalarına rağmen Avrupa Serbest Ekonomik Alanına dâhil olduklarından AB’nin iyi yanlarına sahip olduklarını belirtiyor. AB ile yapılacak “dostane bir ayrılık” ile bu mümkün.

AB yanlılarına göre bu mümkün değil. Birlikten “dostane bir ayrılık” yapılması imkânsız; çünkü yarı yolda bırakılmış hisseden Almanya ve Fransa ile ilişkilerde istediğini seçip istediğini seçmemek gibi bir kavram gerçekleşemez. Ayrıca İsviçre ve Norveç gibi ülkelerin Birliğin dışında olmalarına ve kararların alınmasında söz sahibi olmamalarına rağmen birçok konuda AB’nin kararlarına uyduklarını belirtiyorlar. Britanya AB’de durursa bu kararların alınmasında söz sahibi olabilir, öbür türlü tüm gücünü kaybeder ve sadece itaat eden taraf olur; ki etmezse de dışlanır ve erir.

2.     AB’den Çıkılmasının işsizliğe ne gibi bir etkisi olur?

Brexit tarafına göre Britanya ekonomisinin %90’ından fazlası AB ile ticarete dayanmıyor olmasına rağmen AB mevzuatına tâbi durumda. Bu da ekonomiyi yavaşlatıyor. Birlikten çıkılması ve Ekonomik alanda kalınması durumunda ülke kendi mevzuatına kendisi karar verebileceğinden ötürü en az 1 milyon kişinin rahatlıkla istihdam edilebileceğini savunuyorlar.

AB yanlılarına göre ise durum bunun tam tersi. AB’den çıkılmasının sonucu olarak küresel üreticilerin Britanya’yı terk edeceğini düşünen Birlik yanlıları, bunun sonucu olarak AB ile ilişkili olan üretim alanlarının batacağını ve işsizliğin katlanacağını savunuyorlar. Buna örnek olarak havacılık verilebilir. Olası bir ayrılık durumunda Airbus şirketi Britanya’dan çıkarak girişimlerini Almanya ve Fransa’ya taşır ve bu havacılık sektörünü bitirir.

3.     Britanyalıların AB ülkelerinde çalışması veya dolaşımı için vize gerekir mi?

Brexit taraftarlarına göre hayır. AB ülkelerinin hâlihazırda AB üyesi olmayan birçok devletle serbest vize anlaşması var. Britanya da bunlardan biri olabilir.

AB yanlılarına göre ise böyle bir ihtimal var. Özellikle çalışma izni gibi durumlarda AB kendisini bırakan Britanya’ya birçok zorluk yaratabilir.

4.     Britanya AB’den çıkarak para kazanır mı?

Brexit taraftarlarına göre evet. Resmi rakamlara göre Britanya her yıl 10 milyar sterlin civarında parayı AB’ye aktarıyor. Fakat mevzuat, vergiler ve çeşitli hibeler göz önünde bulundurulduğunda toplam rakam 65 milyar sterlin.

AB yanlılarına göre bu rakam yanlış. Ayrıca Britanya’nın bir yılda AB için harcadığı miktar devede kulak. Britanya’nın ticaret ve finans konularında 1 koyup 10 aldığını savunan AB taraftarları, Birlikten çıkılması halinde özellikle finans kuruluşlarının Londra’dan çıkacağını ve zararın inanılmaz seviyelerde olacağını savunuyorlar.

5.     Britanya’nın aldığı ve verdiği göçlerin hali ne olur?

Brexit taraftarlarına göre, Britanya içerisinde bulunan 2,5 milyon civarındaki AB üyesi fakat Britanyalı olmayan göçmen, ekonomiye büyük bir zarar veriyor. Bunun dışında Suriyeli göçmenler de hem ekonomik hem de kültürel açıdan ülkeye orta ve uzun vadede büyük zararlar verecek. Bu yüzden birlikten derhal çıkılmalı ve sınır kontrolü geri alınmalı.

AB yanlılarına göre ise durum iki ucu keskin bir mızraktan farksız. Aynı Britanya’daki göçmenler gibi, Britanya’da dışarıya göçmen veriyor. Yaklaşık 1 milyon Britanyalı AB ülkelerinde yaşıyor ve Birlikten çıkılırsa bu insanların durumları belirsizleşecek.

Anket Sonuçları

Peki, siyasilerin yaptıkları açıklamalar kamuoyunu ne derecede etkiliyor? Anketler bu konuda ne söylüyor? Bu konuda elimizde yaklaşık 6 yıllık veriler mevcut. Özellikle Euro bölgesi krizinin çok yoğun olduğu 2010-2013 dönemi arasındaki anketler genel olarak AB aleyhine görünmekte.

2013-2014 anketlerinde bir denge bulunmakta. 2015’ten bu yana ise anketlere göre halk Avrupa Birliği’nde kalma eğiliminde. Buna karşın anketlerin üzerinde anlaştığı bir konu varsa, o da AB’den çıkma eğiliminin hiç de azımsanmayacak kadar yüksek oluşudur. En kötü ihtimalle Britanya halkının %35’inin çıkmayı desteklediğini görmekteyiz.

Dünya Brexit İçin Ne Diyor?

Brexit için sadece ülke içinden değil, Dünyanın her yerinden birçok tepki geldi. İş dünyasından politikacılara, büyük örgütlerden anket sonuçlarına dek birçok grup ve birey Brexit hakkında demeçler verdi. Şimdi onlardan bazı önemli örnekleri inceleyelim:

  • Çek Cumhuriyeti Başbakanı Bohuslav Sobotka, Britanya’nın AB’den çıkması halinde kendi ülkelerinin de AB’den çıkması hakkında tartışmalara başlayacağını belirtti.
  • Alman Federal Bankasının eski yöneticisi Axel Weber’e göre “Britanya’nın AB’den çıkması Londra’nın Avrupa’nın en önemli finans şehirlerinden biri olma rolünü ciddi anlamda zedeler.”
  • G20’nin ana ekonomilerinin ekonomi bakanları, Britanya’nın AB’den çıkmasının Dünya ekonomisine büyük bir şok olacağını savundular.
  • ABD Başkanı Obama, İngiltere’ye yaptığı ziyaret esnasında ve Daily Telegraph gazetesinde yayınlanan makalesinde Britanya’nın kesinlikle AB’de kalması gerektiğini savundu.
  • Almanya ve Fransa’da yapılan bazı anketlerde Alman ve Fransız halklarının Britanya’nın AB’den çıkmasını desteklediği görüldü. Bunun dışında Almanya ve Fransız hükümetlerinin de Britanya’nın tutumlarından rahatsızlık duyduğu ve yavaş yavaş “Britanya çıkacaksa çıksın” seviyesine geldikleri görülüyor.
  • IMF ve NATO da Britanya’nın AB’de kalması gerektiğini savunan açıklamalar yaptılar.

AB Brexit’e karşı Neler Yaptı?

Peki, Brexit’in yaşanmaması için Avrupa Birliği ne gibi hamleler yaptı? Nasıl tavizler verdi? Hatırlanacağı üzere David Cameron, AB ile müzakereler tamamlanmadan referanduma gidilmeyeceğini söylemişti. Dediği gibi de oldu. Cameron’un aklında Britanya’ya birlik içerisinde özel bir statü verecek çeşitli maddeler vardı. Şimdi Cameron’un neler talep ettiğini ve Avrupa Birliği’nin neler sunduğuna bakalım:

  • Cameron ilk olarak Avrupa Birliği’nin gerçekten bir “birlik” olarak kalmasını istiyor. Giderek artan entegrasyon ile ülkelerin egemenlik haklarına karşı birçok ihlalin bulunduğunu düşünüyor ve birliğin federasyona doğru taşınmasını kesinlikle istemiyor. Bu sebepten, eğer Britanya AB’de kalacaksa; ya Birlik bu seviyeden daha yakın bir ilişki içinde olmamalı, ya da Britanya’ya özel bir statü verilmeli. Ayrıca Cameron mevcut seviyeden de memnun olmadığından milli hükümetlere daha fazla rol biçilmesi ve hükümetlerce istenmeyen yasaların veto edilebilmesini de talep etmiştir.
  • AB’den istenilen ikinci talep Euro bütünleşmesinin durdurulması, en azından Britanya’ya bu konuda kalıcı bir garanti sunulması. Fakat Avro Bölgesi ile ilgili konular hakkında veto hakkı istenmiyor.
  • Üçüncü talep birlik içerisindeki ekonomik rekabetin arttırılması. Bunun gerçekleştirilmesi için bürokrasinin ağırlığının azaltılarak esneklik kazanılması, Birlik dışı ülkelerle ticaret anlaşmalarının kolaylaştırılması ve mal ve hizmetlerin serbest dolaşımı anlamına gelen Tek Pazarın genişletilmesi.
  • Cameron’un AB ile sıkıntı yaratan en önemli talebi Birlik içi göç. Hâlihazırda Schengen bölgesinin üyesi olmayan Britanya, kendi açısından durumu daha sıkı bir hale sokmak istiyor. Her yıl 300.000 civarı göç alındığını ve bu yüzden de diğer ülkelerin aksine nüfusun giderek arttığını savunan Cameron, göçmenlerin yılda 5 milyar sterlin civarında sosyal yardım aldığını ve bu paranın ülke içinde dolaşmadığını belirtiyor. Özellikle Suriyeli sığınmacılar krizinden sonra daha da önem kazanan bu konunun Birlik içinde asıl zarar verecek noktası Doğu Avrupa ülkeleri. Çünkü özellikle Polonya olmak üzere Doğu Avrupa ülkelerinden Britanya’ya on binlerce kişi ucuz iş gücü olarak göç etmekte ve sosyal yardım almaktadır. Britanya’nın Doğu Avrupa’dan aldığı göç sadece Avrupa Birliği ile kıyaslanamayacak kadar geçmişe gitmektedir. İkinci Dünya Savaşı sırasında ülkeleri işgal edilen Polonyalılar ve Polonya ordusunun bir bölümü, savaşa İngiltere’de devam etmiştir. Savaşın sonucunda Polonya’nın Sovyetler Birliği güdümünde sosyalist bir devlet olmasıyla bu insanlar hem gidecek bir ülke bulamamış, hem de müttefik devletler tarafından ihanete uğradıklarını düşünmüşlerdir. Benzer bir göçü 2000li yıllarda görmekteyiz. Polonya’nın AB’ye girmesi ve 2008 ekonomik krizinin bir sonucu olarak Leh işgücünün %12’si Britanya’ya taşınmıştır. Polonya’nın fakir olan doğu bölgesinden giden bu göçmenler genelde Polonyalıların daha az eğitimli insanları olduğundan Britanya’da hem ekonomik hem de kültürel sorunlara yol açmışlardır. Şu an Britanya’da yaklaşık 1 milyon Polonyalı bulunmaktadır.

AB ise bu taleplere çeşitli tekliflerle geri döndü. Cameron ile AB şu konularda anlaştılar:

  1. Göçmenlerin aldığı sosyal yardımlarda düzenlemeye gidildi. Sosyal yardımlar sürmeye devam edecekse de bu durum zorlaşacak ve farklı prosedürlere sahip olacak. Bu sayede ekonomiye verdikleri yük büyük oranda azalacak.
  2. Britanya Euro konusunda AB’den güvence aldı. Britanya ekonomik entegrasyon sürecine dahil olmayacak ve kendi para birimini koruyacak.
  • Londra kenti finansal açıdan bir merkez konumunda. Bunun statüsünün korunması kabul edildi. Bu da Euro bölgesi mevzuatlarının bu finansal merkezde geçerli olmayacağı anlamına geliyor.
  1. Britanya AB yasaları konusunda da bir garanti elde etti. “Kırmızı kart” olarak adlandırılan bu garantiye göre, AB üyesi ülkelerin parlamentolarının %55’inde AB mevzuatının bir bölümü reddedilirse, bu mevzuat yeniden düşünülmesi için geri gönderilebilecek.

Brexit ve İhtimaller

Brexit’in gerçekleşip gerçekleşmemesi, AB’nin bundan böyle asla aynı kalmayacağı gerçeğini değiştirmemektedir. Hâlihazırda Schengen ve Euro Bölgesine dâhil olmayan Britanya, AB’de kalması halinde yapmış olduğu anlaşma sayesinde entegrasyona bir adım daha uzak olacaktır. Yakın gelecekte Britanya’nın Schengen ya da Euro Bölgesine girmesi her iki ihtimalde de imkânsız bir hal almıştır.

Brexit’i savunanlara göre AB’ye gönderilen her 10 Euro’dan sadece 2 Euro geri dönüş alınmakta, bu da Britanya’nın zararına olmaktadır. AB’den çıkılarak Birliğe verilen “gereksiz” hibelerden tasarruf edilebilir ve ortak pazar anlaşmaları ile mevcut çıkarlar korunabilir.

Bununla birlikte Brexit’ten önce Britanya AB ile kendine has avantajlar içeren anlaşmalar yapmazsa, ekonomik anlamda Kıta Avrupası’nı tamamen Fransa ve Almanya’ya bırakması gibi bir risk altına girebilir. Ayrıca, Brexit halinde ekonominin 2008 kriz dönemine döneceği ve hatta yılda %9,5 oranında küçüleceğini savunan felaket senaryoları dahi bulunmaktadır.

Britanya’nın AB’den çıkması sadece makroekonomik düzeyde değil, diğer birçok alanda da belirsizliklere yol açmaktadır. Hâlihazırda AB ile Britanya arasında sosyal anlamda birçok anlaşma bulunmaktadır. Anlaşmaların seyri konusunda sıkıntılar yaşanacağı neredeyse kesindir. AB’den çıkma halinde Britanya’nın iklim değişikliği konusunda yapılan düzenlemelere uyma zorunluluğu ortadan kalkacağından Britanya’nın iklime daha kötü bir etki yapmaya başlama ihtimali gündeme gelecektir. Ayrıca araştırma kaynaklarının %16’sını AB fonlarına borçlu olan Üniversitelerin Brexit halinde bu fonları hükümetten alıp alamayacakları da şüphelidir.

Sonuç olarak birkaç sene önce uzak bir hayal olarak görülen Brexit olgusu, son aylarda dozunu gittikçe arttıran bir hedef halini almış ve güçlü bir ihtimal olmuştur. Sonuç her ne olursa olsun yakın gelecekte Britanya ve AB arasındaki ilişkilerin ve bunun bir karşılığı olarak AB’nin genel durumunun asla eskisi gibi olmayacağı görülmektedir. Neler yaşanacağını 23 Hazirandan itibaren göreceğiz.

 

 

KAYNAKÇA

 

[1] Ege Üniversitesi/ İng. Mütercim-Tercümanlık/ 4. Sınıf – Anadolu Üniversitesi/Uluslararası İlişkiler/ 2. Sınıf

Share Button
Bu sitedeki tariflerin izinsiz kopyalanması yasaktır.